TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - AKSÂMÜ’l-KUR’ÂN ::.

cilt: 02; sayfa: 291
[AKSÂMÜ’l-KUR’ÂN - Celal Kırca]


Aksâmü’l-Kur’ân konusunda telif edilen en önemli eser, İbn Kayyim el-Cevziyye’nin (ö. 751/1350) et-Tibyân fî aksâmi’l-Kurân adlı kitabıdır. Eser Muhammed Hâmid el-Fakkı (Kahire 1352/1933) ve Tâhâ Yûsuf Şâhin (Kahire 1388/1968; Beyrut 1402/1982) tarafından neşredilmiştir. Abdülhamîd el-Ferâhî’nin de İmân fî aksâmi’l-Kurân adlı bir eseri vardır (Hindistan 1329; Kahire 1349).

BİBLİYOGRAFYA:

Müslim, “Eymân”, 1-4; Fahreddin er-Râzî, Tefsîr, XXX, 187; İbn Kayyim el-Cevziyye, et-Tibyân fî aksâmi’l-Kurǿân (nşr. Tâhâ Yûsuf Şâhin), Kahire 1388/1968 → Beyrut 1402/1982; İbn Kesîr, Tefsîr, VII, 20; Zerkeşî, el-Burhân, III, 40-46; Süyûtî, el-İtkan, IV, 46-51; Taşköprizâde, Miftâhu’s-saǾâde, II, 540-541; Keşfü’z-zunûn, I, 137; İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, Ankara 1976, s. 169; M. Ali es-Sâbûnî, Tefsîru âyâti’l-ahkâm, Dımaşk 1400/1980, II, 508; Johs. Pedersen, “Kasem”, İA, VI, 374-378.

Celal Kırca  


AKSARAY

İç Anadolu bölgesinde şehir ve bu şehrin merkez olduğu il.

Melendiz dağlarından inerek Tuz gölünün güneyindeki bataklık alanda kaybolan Melendiz çayının ovaya çıktığı yerde kurulmuştur. Antik devirde Garsaura adıyla tanınan şehrin milâttan önce III. binyıla ait önemli Hitit merkezlerinden Kursaura ile aynı yer olduğu kabul edilmektedir. Son Kapadokya Kralı Archelaos (ö. 17) tarafından yeniden kurulduktan sonra Archelais olarak anılmaya başlandı. Anadolu Selçuklu Devleti idaresine girdikten sonra ise Sultan II. İzzeddin Kılıcarslan’ın (1155-1192) yaptırdığı saraya nisbetle Aksaray adını aldı; bu isim Bizans kaynaklarında Táxara (Toä ‘Ak Sará) şeklinde geçmektedir. Bu sultanın askerî üs ve içtimaî müesseseler kurduğu bir yer olduğu için Dârüzzafer, Dârülcihâd ve Dârürribât adlarıyla da anılmıştır.

Anadolu Selçukluları devrinde bir kültür merkezi olan Konya ve Kayseri şehirlerinin birbirine bağlandığı ana yol üzerinde bulunan Aksaray, II. İzzeddin Kılıcarslan’ın yaptırdığı dinî, ticarî ve sosyal tesislerle âdeta yeniden kuruldu. Anadolu Selçukluları’nın dağılmaya başlamasıyla Karamanoğulları’nın hâkimiyetine girdi. Bu dönemde Karamanoğulları ile Osmanlılar ve Kadı Burhâneddin arasındaki siyasî mücadelelerden oldukça etkilendi. Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlı topraklarına katıldı (1397). Yıldırım Bayezid’in 1402’de Ankara Savaşı’nda Timur’a mağlûp olmasından sonra tekrar Karamanoğulları hâkimiyetine geçen şehir, Fâtih Sultan Mehmed’in 1468’de bu beyliğe son vermesinden sonra kesin olarak Osmanlı Devleti idaresine girdi. Fâtih, şehirde yaşayanların büyük bir kısmını İstanbul’a yerleştirdi ve İstanbul’da bir semte bu adı verdi.

Şehir, Osmanlı döneminde yapılan 1501 tarihli tahrir*e göre 5000-5500 civarında Türk nüfusa sahipti (BA, TD, nr. 40, s. 787-806). Şehrin nüfusu 1525’te yine 5000 dolayında iken (BA, TD, nr. 387, s. 124-125) 1584’te 9500’e çıkmıştır (TK, TD, nr. 131, vr. 2b-13b). XVII ve XVIII. yüzyıllarda muhtemelen bu durumunu koruyan Aksaray, XIX. yüzyılda önemini büyük ölçüde kaybetmiştir. Nitekim 1837’de nüfusu 3000-3500 kadardı ve XIX. yüzyıl sonlarında ancak 4000-5000’e yükselebilmiştir.

XVI. yüzyıla ait tahrirlerde yer alan şahısların nisbelerinden, daha çok yakın çevredeki merkezlerin ve aşiretlerin iskânına sahne olduğu anlaşılan Aksaray’ın 1501’de otuz altı, 1525’te otuz yedi, 1584’te kırk bir, XVII. yüzyılda ise otuz iki mahallesi vardı (bk. Evliya Çelebi, III, 192-195). Mahalle adlarından, şehirdeki yerleşmenin önceleri kale içinde iken nüfusun artması sonucu zamanla kale dışına doğru yayıldığı anlaşılmaktadır. 1501’de şehrin mahalleleri arasında yer alan Teşviş, Hacı Celâl ve Hacı Rükneddin’in sakinleri arasında mahalle kurucularının veya bunların çocuklarının yer alması, buraların söz konusu tarihte veya bu tarihten önce yaşayan nesiller tarafından kurulduğunu göstermektedir.

Şehrin iktisadî ve ticarî faaliyetinde bilhassa dokumacılık önemli bir yere sahipti. 1331’de Aksaray’a gelen ünlü seyyah İbn Battûta, koyun yününden imal edilen ve hiçbir yerde benzeri olmayan halıların Şam, Mısır, Irak, Hint, Çin ve diğer Türk illerine kadar gönderildiğini belirtmektedir. Halıcılığa bağlı olan kökboya da bol miktarda üretilmekteydi. XIX. yüzyılda güherçilenin yanında şehrin en önemli ticarî ürününü kökboya teşkil ediyordu. Şehirdeki ticarî ve sınaî hayatın gelişmesinde bilhassa vakıflar büyük rol oynamıştır. Aksaray’da Karamanoğlu İbrâhim Bey’in Konya’daki imaretinin vakfına ait kervansaray, değirmen, hamam ve pek çok dükkânın olması, daha Osmanlı idaresine girmeden önce ticarî ve iktisadî canlılığa sahip olduğunu göstermektedir. XVI. yüzyıl başlarında şehirde bir boyahane, bir bozahane, bir bezirhane ve en az doksan beş dükkân mevcuttu (BA, TD, nr. 387, s. 139). Ayrıca şehirde ve civarında ekonomik faaliyetlerin ağırlığını ziraî mahsuller, meyvecilik ve hayvancılık teşkil etmekteydi.