TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - AKINCI ::.

cilt: 02; sayfa: 250
[AKINCI - Abdülkadir Özcan]


silâhı kullanabilme gibi çeşitli tâlimler yaparlardı. Savaş sırasında ise asıl ordudan birkaç günlük mesafede önden giderler, keşif faaliyetlerinde bulunurlar, ordunun geçeceği yol, geçit ve köprüleri emniyete alırlardı. Bu arada düşmana yapılacak yardıma engel olurlar, yakaladıkları esirlerden aldıkları bilgileri en kısa zamanda ilgili yere iletirlerdi.

Akıncıların yaptığı üç çeşit akın vardı. 100 kişiden az akıncıyla yapılana çete veya potera, 100’den fazla kişiyle yapılana harâmilik, bizzat akıncı kumandanının idaresi altında yapılana ise gerçek mânada akın denilirdi. Harâmilik ve akın sırasında alınan esirlerin beşte birini, acemi oğlanı* yapılmak üzere kanun gereği devlet alırdı. Pençik kanununa göre bu neferleri bizzat seferde bulunan ve kendisine pençikçibaşı denilen kadı toplardı. Akıncılar, Avrupalılar’ın iddia ettikleri gibi, sırf çapul için düşman topraklarına saldıran başı bozuk serseri güruhu değildi. Akının her çeşidi iyi bir plan, program ve emir-kumanda içinde yapılırdı. Çoğu Türk olan akıncıların oğulları da akıncı adayı idi. Akıncıların düşman topraklarına dalışı kitle halinde olur, yol kavşağı, geçit ve köprü gibi gerekli yerlerde bölüklere ayrılırlardı. Silâh ve teçhizatları uygun olmadığından akıncılar kale muhasarası gibi işlerle meşgul olmazlardı. Ancak, akıncı fedailerinden olan serdengeçtiler kuşatılmış kaleye girerler, dalkılıçlar ise düşman içerisine dalarlardı. Bunlar çoğu zaman geriye dönemezler, şehid olurlardı. Akıncıların silâhları kılıç, kalkan, pala, mızrak ve bozdoğan da denilen topuzdan ibaretti. Akıncı neferleri yanlarında yedek atlar da bulundururlar, aldıkları ganimetleri bunlarla taşırlardı.

Akıncılar, esas olarak Rumeli’de serhad boylarında bulunmakla birlikte Fâtih, II. Bayezid ve I. Selim devirlerinde Anadolu’nun doğusundaki devletlere karşı da kullanılmıştır. Fetihler döneminin sona ermesi ve duraklama devrinin başlaması ile eski akınlar görülmez olmuş, akıncıların sayısı azalmaya başlamıştır. Osmanlılar’da akıncılık 1595 yılına kadar yaklaşık 250 sene devam etmiştir. Bu tarihte vezîriâzam Koca Sinan Paşa’nın Eflak’da Prens Mihal’e yenilmesi üzerine Tuna’nın öte yakasında kalan akıncıların pek azı kurtulabilmiş ve 100.000 kadar akın atı telef olmuştur. Çok uzun mesafeleri kısa sürede katedecek şekilde yetiştirilen ve daha birçok meziyetleri olan akın atlarının bir daha yetiştirilememesi, bu teşkilâtın zayıflamasının başlıca sebepleri arasındadır. XVII. yüzyıldan itibaren sayıları iyice azalan akıncılar artık geri hizmetlerde kullanılır olmuş, yerlerini sınır kalelerindeki serhad kulları almıştır. Yine bu yüzyıldan sonra öncülük hizmetlerinde Kırım hanlarının maiyetlerindeki Tatar askerlerinden faydalanılmıştır. Akıncı adı, öteki askerî birliklerle beraber 1826’da resmen ortadan kalkmış ve böylece günümüze kadar türkülere konu, dillere destan olan yiğitler tamamen tarihe karışmıştır.

Millî Mücadele sırasında Demirci Kaymakamı İbrâhim Edhem’in kurduğu birliklere de “akıncı müfrezeleri” denilmiştir. Büyük Taarruz arefesinde Batı Anadolu’da işgal altındaki topraklarda düşmana büyük kayıplar verdirmiş olan bu kuvvetler zaferden sonra dağılmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

BA, MD, nr. 3, hüküm 369, 399, 1512; Kanunnâme, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyüddin Efendi, nr. 1970, vr. 58b, 63ª, 64ª; Kavânîn-i Osmâniyân, İÜ Ktp., TY, nr. 2753, vr. 49b-50ª; Âşıkpaşazâde, Târih, s. 124-125, 127, 128, 147; İbn Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osmân, I. Defter, s. 20, 62, 91, 96, 113-119, 133, 141, 155, 162, 171; II. Defter, s. 6-8, 37, 54, 55, 110, 156, 159, 183, 191; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, İstanbul 1279-80, I, 351, 367-370; Kâtip Çelebi, Fezleke, İstanbul 1286, I, 60-61; Naîmâ, Târih, s. 136-138; Cevad Paşa, Târîh-i Askerî-i Osmânî, İstanbul 1297, I, 1; Hammer (Atâ Bey), I, 320; Mahmud Şevket Paşa, Osmanlı Askeri Teşkilatı ve Kıyafeti (haz. N. Türsan - Ş. Türsan), Ankara 1983, s. 7; Necati Tacan, Akıncılar ve Mehmed II, Bayezit II. Zamanlarında Akınlar, İstanbul 1936; Barkan, Kanunlar, I, 397-398; Pakalın, I, 36-40; a.mlf., “Akınlar ve Akıncılar”, TOEM, sy. 47 (1335), s. 293-296; Agâh Sırrı Levend, Ġazavāt-nāmeler ve Mihaloğlu Ali Bey’in Ġazavāt-nāmesi, Ankara 1956, s. 184-187; Irène Beldiceanu Steinherr, “En marge d’un acte concernant le penğyek et les aqınğı”, REI, XXXVII/1 (1969), s. 21-43; İ. Parmaksızoğlu, “Turhan Bey”, TA, XXXII, 19-20; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Akıncı”, İA, I, 239-240; M. Tayyib Gökbilgin, “Mihal-oğulları”, İA, VIII, 285-292; A. Decei, “Akındjı”, EI² (Fr.), I, 350-351.

Abdülkadir Özcan  


AKINCI, Ahmet Cemil

(1914-1984)

Dinî ve tarihî romanlarıyla tanınan yazar.

Babasının görevli bulunduğu Akkâ’da (Filistin) doğdu. Baba tarafından ataları Rumeli sipahilerinden olduğu ve bu sebeple aile Sipahizâde lakabı ile anıldığı için ilgili kanundan sonra Akıncı soyadını aldı. Babası, tahsilini Fâtih medreselerinde tamamladıktan sonra Suriye, Hicaz ve Mısır’da maarif müfettişliği, çeşitli yerlerde sultânî müdürlüğü yapan Abdürrahim Hilmi Bey, annesi ise Arabistan’ın çeşitli bölgelerinde rüşdiye müdireliklerinde bulunan Fatma Hanım’dır.

Suriye’nin İngilizler tarafından işgali üzerine 1919’da ailesiyle birlikte Maraş’a geldi ve burada üzerinde derin izler bırakmış olan Maraş muharebesini gördü. Kayseri’de başladığı tahsil hayatına Adana’da devam etti. 1929’da Kuleli Askerî Lisesi’ne girdi. Harbiye ve Topçu Atış Okulu’nu tamamladıktan sonra 1934’te topçu teğmeni olarak orduya katıldı. Ordunun çeşitli kademelerinde yirmi altı yıl görev yaptı, 1960’ta albay rütbesiyle emekli oldu. Başta Yeşilay Cemiyeti olmak üzere birçok hayır derneklerinde çalıştı. 1 Ocak 1984’te İstanbul’da öldü.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir